Başlangıç : Avcılığı Anlamak

Avcılığa Başlamak için ilk önce avcılığın felsefesini anlamak gerekir.Avcılığın temellerini sağlam atarsak iyi bir avcı olma yolunda daha güzel ilerliyebiliriz.

Avcılığın heyecan dolu evrensel bir etkinlik olduğunu, insan mutluluğuna bu denli katkısı olan bir eylemin nedenini araştırmak, onun şu veya bu konularla bağlantılarını değil, kendi içinde ne olduğunu anlamaya çalışmamız bir başka deyişle avcılığı anlayabilmemiz için öncelikle avcılığın “özünü” anlayabilmemiz gerekmektedir.

İnsanları ava iten neden aslında insanın var olan öz yapısıdır. İnsan yaradılışı itibari ile hepçil bir yaratıktır. Süreç içinde etçil yanı daha çok ön plâna çıkmıştır. Öğütücü dişlerinin yanı sıra kesici (incisor) ve delici (canine) dişleri vardır. Bütün diğer et oburlar gibi gözleri mesafe tahmin edebilmek için yüzünün ön tarafında oluşmuştur. Dolayısıyla felsefi bağlamda insan, doğası itibari ile avcıdır ve biraz da abartı ile söylemek istersek her an “saldırıya hazırdır”. Buna karşılık, otobur hayvanların gözleri savunma amacı esas kılındığı için, yüzün her iki yanında yer almıştır. Aynı anda çift imaj algılayabilir. Sistem, yine doğuştan “savunmaya” dönüktür.

Avcılığı sadece bir etkinlik ya da salt yarar sağlamak gibi geçici amaçları açısından tarif etmek özünü anlayabilmek için yeterli değildir. Bunlar, olsa olsa onun çok eskiden beri uygulana geldiğinin, dolayısı ile kendi içinde tutarlı bir yapıya sahip olduğunun delilleridir. Avcılığı, kendine özgü uygulama teknikleri ile de tanımlamak mümkün değildir. Çünkü bunlar pek çoktur ve birbirinden farklılıklar gösterir.Bizler yine tarihsel süreç içinde avlanmaktan beklenen nihai amacın öldürmek olmadığını da biliyoruz. Hayvanları ehlileştirmek için canlı olarak ele geçiren insanoğlunun bu davranışı somut bir örnektir.

Zamana bağlı olarak, silahların etkinliği arttıkça insanoğlu, av hayvanlarının rakibi olarak, kendine özgür iradesi ile sınırlamalar getirmiştir. Avlayan ile avlanan arasında doğuştan var olan eşitsizliğin, en azından artmaması için hayvanların doğal savunma mekanizmalarını aşmamaya özen göstermiştir. Belirli bir sınırın aşılması halinde avcı-av ilişkisi, salt yok etme eylemine dönüşür ki, işte bu avcılığın özüne aykırıdır. Bilinmelidir ki, insanın, hayvanla karşı karşıya gelmesinde, kuralları insanlar tarafından konulmuş bir sınır vardır. Bu sınır, insanın akıl üstünlüğünün, insanın durması gereken noktadaki kurallarını içeren denetim mekanizmasıdır. Akıl gücü bu süzgeçten geçmez ve başı boş kalırsa, avlanmak, avcılık olmaktan çıkar.
Örneğin; balık yakalamak amacı ile derelere elektrik veren veya uyuşturucu maddelerle balık avlamaya çalışan balıkçının yaptığı eylemde, baştan akıl var gibi görülebilir. Halbuki bir veya birden fazla türün sonunu getirecek bu davranış aslında tamamen akıl dışıdır. Denetim mekanizmasının, yeterince sağlıklı çalışmamasından ötürü akıl kötü yolda kullanılmış, sayısal çokluğu temin için sınırlar yasa dışı yollarla aşılmıştır. Bu cürete karşı sadece bu tanımlama ile yetinmemiz mümkün de değildir. Bu davranış türü, aynı zamanda hakkından daha çok bir paya sahip olma arzusu taşıdığı için, en hafif tabir ile ahlâkla da bağdaşamaz. İşte, bu mantıkla, bu balıkçı, çok balık yakalamasına rağmen aslında avcı değildir.

Bıldırcın avlamak için, ses cihazı kuran, geceleri ışık yardımı ile tavşan veya bir diğer hayvanı avlamaya çalışan, ağır kış şartlarında yaban hayvanlarının fiziki imkânsızlıklarını kendisine avantaj sayan, motorlu taşıtlarla av yapan, teknik imkanları zorlayarak, geceleri gece görüş dürbünü kullanmak sureti ile av yapan, yasaların öngördüğü avlanma metotlarının dışında, avlanmayı alışkanlık haline getiren, yaban hayvanlarının çiftleşme (Katım aylarında) dönemlerinde yabanıl tepkilerinin en düşük düzeye indiği anlarda av yapan, hayvanları, yeme alıştırmak sureti ile onların en zayıf yönünden istifade yoluna giden, avcı kılıklı, ahlâk yoksunu kişi, gerçek avcıların, dolayısıyla, insanların yüzkarasıdır.

Genel anlamda avcılık; birinin etken, diğerinin edilgen olduğu yani, birinin avlayan diğerinin avlanan olduğu, farklı türler arasındaki olgudur. Avcılığın yalnız insanoğluna ait bir uğraşı olmadığı, zooloji dünyasının her kademesinde var olduğu, herkes tarafından bilinmektedir. Günlük yaşamımızda üzerinde çok da fazla durulmadan izlenen bu olgu, bizler tarafından yaşamın sıradan bir eylemi olarak izlenir. Örneklemek gerekirse; kedilerin fareleri, kuşların sürüngenleri ve böcekleri, yırtıcıların memelileri, büyük balıkların küçük balıkları avlama sureti ile yedikleri hemen herkes tarafından tartışılmaz olarak kabul gören bir gerçektir. Dolayısıyla kanıksanmıştır da diyebiliriz.

Avlanmak eyleminde karşılık yoktur. Yani eylem, tek taraflıdır. Bunu doğuran temel nitelik türler arasındaki eşitsizliktir. Zoolojinin acımasız hiyerarşisinde bu gerçek pek çok örnekle anlatılabilir. Av, avcıdan çok daha hızlı veya çok daha güçlü olabilir. Ancak, hayati nitelikteki değerler açısından sonunda avcı, her zaman avına karşı üstünlük sağlayacaktır. Bu eylemin adına avcılık diyebilmemiz için avlanılanın kaçıp kurtulma şansının var olması, ve kural olarak kaçabilecek güçte olması lazımdır. Merkez Av Komisyonu kararlarında; Zaman Yasakları ve Yasaklanan Avlanma Usul ve ½ekilleri başlığı altında belirtilen tarihlerden, metotlardan çıkartılması gereken anlam ve arzulanan temel amaç budur. Yani, yeni doğan yavruların ergin hale gelip kaçabilme şansını yaratmaktır. Bu bağlamda; Başarılı sonuç, avın olmaz ise olmaz şartı değildir.

Eve eli boş dönmenin ayıbı veya yadsınacak hiçbir yanı yoktur.. Avcılığın en güzel yanlarından birisi de “her zaman sorunlu” olmasıdır. Bir yerde bir sorun var ise, bir de çözüm var demektir. Çözüm yollarını zorlamak, bir eylemi gerektirmektedir ki bu da ünlü düşünür Aristo’ya göre “mutluluktur”. Kısacası, mutluluğa erişmenin doyurucu yolu, zoru başarmaktan geçmektedir.İnsanoğlu hiç kuşkusuz kendisine göre bir alt tür olan hayvanlara kaçma şansını bilerek vermelidir. Sahip olduğu üstün yetenek ve olanakları sınırlayarak türlerin devamını sağlamak, avcılığın temel yaklaşımlarından biri olmalıdır. Ancak bu sayede avcılık gelecek nesillere aktarılabilir. Avcılığın bir etkinlik olarak yapılması ve bu nitelikle herkes tarafından anılması istenecek ise avcı kendi özgür iradesi ile insana has olan üstünlüğünden vazgeçebilmelidir. Avlanma olayı, türler arasındaki eşitsizliği aşırı boyutlara getirmemelidir.Kısacası “kartal, sinek avlamaz ”.

Başlangıç : Avcılığı Anlamak - Av Tüfekleri ve En Uygun Av Tüfeği Fiyatları