Geyik ve Geyik Avı Hakkında


Geyik boynuzları diğer geviş getiren çift toynaklıların boynuzlarından farklıdır. Geyik boynuzları özellikle yazları olmak üzere her yıl gelişen kemiksi bir yapıya sahiptir ve genellikle yalnızca erkek geyiklerde oluşur. Genç bir geyiğin ilk boynuzları doğuştan itibaren başlarındaki iki küçük çıkıntıdan büyüyerek gelişir. Yeni çıkan boynuzlar kalın bir kadife tabakasının içinde gelişir ve bu tabaka içindeki kemik sertleşene kadar birkaç ay boynuz üzerinde kalır. Daha sonra bu kadife tabaka halk arasında inanıldığının aksine dökülmez ama yırtılarak parçalanır ve boynuzdan ayrılır. Geyiklerin izledikleri ana güzergâhların avcılar tarafından izlenebilmesinin bir yolu da geyiklerin “sürtünme”lerini izlemektir. Sürtünmeler geyiklerin bölgelerini belirlemek için göz kenarında ve alınlarındaki bezlerden salgılanan kokunun çevreye bırakılması için kullanılır. Çiftleşme mevsiminde erkekler, sürü içindeki dişileri çekebilmek için birbirleriyle boynuz boynuza dövüşür. Birbirinin etrafında dönen erkek geyikler bacaklarını büker, kafalarını eğer ve birbirlerinin üstüne saldırır.
Dişi geyik bir batında bir ya da iki yavru doğurur, üçüzlere çok az rastlanabilir. Hamilelik süresi karaca için on ay kadardır. Yavruların çoğu kürklerinin üzerinde beyaz benekler ile doğar ancak yaşlandıkça bu lekeler kaybolur. Yalnızca alageyik bu benekleri yaşamı boyunca taşır. Geyik yavrusu doğumunu izleyen ilk yirmi dakika içinde ilk adımlarını atar. Anne geyik yavrusunu üzerinde koku kalmayıncaya kadar yalayarak temizler böylece avcı hayvanların yavruları bulmasını engeller. Yavru geyik bir hafta kadar otların içinde gizlenmiş olarak kaldıktan sonra annesi ile birlikte yürüyebilecek kadar güçlenir. Anne ve yavru yaklaşık bir yıl kadar birlikte kalır. Erkek yavru bir daha asla annesini görmez ama dişi yavru daha sonra bazen kendi yavrularıyla birlikte annesinin yanına gelerek küçük sürüler oluşturur.

Geyiklerin genellikle engebeli ormanlık araziye uygun uzun güçlü bacakları ve kıvrak, küçük gövdeleri vardır. Geyikler aynı zamanda mükemmel yüzücüdür. Alt çene dişlerinin üzerindeki yarımay şeklinde mineleri sayesinde oldukça farklı bitkileri çiğneyebilir. Geyikler geviş getirir ve mideleri dört odacıklıdır. Hemen hemen her geyiğin gözlerinin önünde bezcikler bulunur. Bu bezciklerde bölgelerini belirlemeye yarayan güçlü kokulu feromon bulunur. Birçok tür geyiğin erkekleri sinirlendiklerinde ya da heyecanlandıklarında bu bezleri geniş geniş açar. Tüm geyiklerin karaciğerinde safra kesesi bulunmaz. Boynuzu olmayan ve üst köpekdişleri fildişi gibi büyüyen su geyiği bu özellikleriyle diğer geyik türlerinden ayrılır.
Geyikler beslenmelerinde seçicidir. Yapraklarla beslenirler. Otçul standartlarında, özelleşmemiş küçük mideleri vardır. Besin gereksinimleri oldukça yüksektir. Koyun ve ineklerin yaptığı gibi düşük kalite, lifli besinlerden çok miktarda sindirmeye çalışmak yerine kolayca sindirilebilen tomurcukları, genç yaprakları, taze çimenleri, yumuşak ince dalları, meyve, mantar ve likenleri tercih eder.

Çok şükür ki devletimiz çok uzun yıllar sonra Türkiye’de geyik avının yapılabileceğini anladı ve buna müsade etti.Bir çok kişi bu türün sadece bize ait olduğunu iddia edip ” Anatolian Red Deer ” şeklinde izah etse de, Avrupa’ daki hem cinsleri ile aynı hayvana sahip olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü böğrüm sesleri, çiftleşme zamanları ve ritüelleri hep aynı. Gövde ve boynuz yapısı olarak da hiçbir farkları yok.

Geyik, tabiatı itibarı ile rahat koşabileceği sık olmayan ormanları, parça ağaçlıklı arazileri ve rakımı yüksek olmayan dağları tercih eder. İklim olarak da çok ağır kışların yaşanmadığı ( Doğuya nazaran…) bölgelerde bulunur. Gececi bir hayvandır. Gündüz ormanın müsait yerlerinde yatarak zaman geçirip, güneşin batışı ile yayılım alanlarına çıkar. Civarında yakın köyler var ise çalı fasülyesi, pancar, yonca favori besinleridir. Mutlaka ama mutlaka suya iner, bu genelde yayılım sonrası olur. Başlarına herhangi bir bela gelmedikçe yatak yerini ve yolunu asla değiştirmez.

İnanılmaz koku alma ve ses duyma yeteneğine sahiptir ve çok ürkektir. Koca gövdesine rağmen korkutulduğunda uçarcasına koşar…Bu sözü boşuna söylemiyorum, kısa meşelik bir alanda koşan geyikleri ilk seyrettiğimde ayaklarının sanki hiç yere basmadığını düşünmüştüm. Her bir adımı arası 2,5 – 3 metre idi. Boğalar ormanda koşarken boynuzlarını arkaya doğru yatırarak koşuyor. 300 kg lık bir hayvanın bu süratte olabileceğini insan ancak görünce anlayabiliyor.

Bu avda sessizlik ve koku bırakmamak temel unsurdur. Bu bakımdan insan kokusunu dışarı vermeyen ve yürüme esnasında ses çıkarmayan elbiseler ve çok yumuşak tabanlı ayakkabılar tercih edilmelidir ( Kara lastik favorimdir). Sabahları ve akşamları geyikleri hareket halinde görme imkanı daha fazla olduğundan geçit yollarını uzaktan gören hakim tepelerde gözet ve keşif yapılması uygundur, ancak rüzgar üstü olmamaya kesinlikle dikkat edilmelidir. Boğalar sürü ile yürümez ve orman çıkışlarında birlikte çıkmaz. Önden toy erkekler, sonra anaç dişiler ve diğer tayfa gelir ve oldukça yavaş ve temkinli hareket ederler. Boğa hazretleri herkes çıktıktan yarım saat sonra, tamamen emin olduktan sonra çok yavaş olarak çıkar. Her adımında durup dinler. Havayı koklar, tedbiri asla elden bırakmaz. Eğer 12 yaşını devirmiş bir boğayı devirmek istiyorsak, biz de onun kadar sabırlı, temkinli ve dikkatli olmak zorundayız.

Elimizde büyütme gücü 8′ i geçmeyen, ama objektifi 50-56-60 olan çok iyi kalite bir dürbün olmalı. Ormanda ışık az olduğundan ve hayvan hep gölgeleri takip ettiğinden ayrıntı alabilme yeteneği fazla olmalıdır. İşin püf noktalarından birisi açıklıkları değil, orman ile sahanın başladığı yerleri iyi gözlemlemektir. Kart boğalar tehlike anında hemen sıvışabilmek için ormana yakın yerleri tercih eder. Tam kızgınlık anı dışında buna çok dikkat ederler.

Geyik çok yara kaldırabilen ve hemen yıkılmayan bir hayvandır. Küçük çaplar ile yapılmaya çalışılan avların sonunda uzun takipler kaçınılmaz olur. Boyun, omurilik ve kalp vuruşları hariç. Kalp vuruşlarında dahi hayvan hemen düşmeyip ormana kaçabilir. Bu yüzden geyik tüfeği veya geyik çapı farklı olmalıdır. Eğer avcı 300 Win Mag ile avlanmak durumunda ise kesinlikle 220 grainin altında çekirdek kullanmamalı ve atışını maksimum 200 metre sınırlarının altında tutmaya çalışmalıdır. Geyiğin bu dayanıklılık özelliğini göz önüne alırsak doğru kalibreler .300 magnumlar ( En az 200 grain ile ), 8×68 S, 9.3×62, 9.3×64—9.3×74, .338 Lapua Magnum ( Düşük hız verilmiş çekirdek ile ) vb, .340 wby,. 378 wby ve çok süratli olmayan eşdeğer kalibreler uygundur. Süratli mermi geyik avında handikaptır. Çalılık ve ormanlık bir arazide avlandığınızdan ve atış mesafeleri anlık ve bazen kısa olduğundan süratli mermi sekme tehlikesi, çabuk dağılma özellikleri yüzünden tercih edilmemelidir. İngilizlerin Afrika çapları kullanıma uygun gibi görünse de, geyiği 100 metre altına indirmek her zaman mümkün olmayacağından pek tavsiyeye uygun gibi durmamaktadır.

Genellikle avda izlenen yöntem yaklaşma veya bek avı şeklindedir. Yaklaşma avı bence en güzel yöntem. Hem heyecanlı, hem de zor. Çok daha sportmence…Rüzgarı sürekli kontrol etmek, attığın adıma dikkat etmek, hayvanla ara sıra konuşmak, sık sık durup ses dinlemek olayı müthiş heyecanlı hale getiriyor. Bu yıl üç geyik avı yaptık, hepsinde dediğim yöntemleri kullanacak şartlar oluşmadı. Bir sabah kalktık ki hava lodos ve geyiklerden çıt çıkmıyor. Başka yerdeki arkadaşlarımı aradığımda anladık ki bütün Türkiye lodos altında ve hiç bir yerde geyiklerden ses yok. Bu iyi bir tecrübe oldu. Her avcının veya doğa severin böyle bir ortamda bulunmasını, durgun gecede geyik seslerini dinlemesini çok isterim. İlk defa duyan birisi için çok ürkütücü bir ses. Benim için ise türkü gibi.

Geyik ve Geyik Avı Hakkında - Av Tüfekleri ve En Uygun Av Tüfeği Fiyatları