Türk Kültüründe Av ve Avcılık

Tarihi yüzyıllar öncesine dayanan avcılığı Türkler bir kültür ve yaşam biçimi haline getirmişlerdir ama nasıl? Bu sorunun cevabını bulabilmemiz için Eski Türklerde Av Kültürüne değinmemiz gerek.

Av, Türklerde bir tutku hâline gelmiştir. Beslenme ihtiyaçlarını gidermek amacıyla yapılan avcılık, aynı zamanda savaşa da hazırlık sayılırdı.

Eski Türklerin büyük avları görkemli olurdu. Av; şahin, doğan, sungur, tavşancıl, çakır, tazı gibi hayvanlarla ve ok, mızrak, kement gibi değişik araçlarla at üzerinde veya yaya olarak yapılırdı.

Türkler, büyük ava gideceği zaman avlanma zamanı kışın ilk aylarına rastlarsa han ferman vererek çevredeki konaklarda ve etraftaki ormanlarda bulunan askerlerin hazırlanmalarını emrederdi. Ferman gereğince her on askerden birkaçı ava hareket ederdi. Nerede avlanacaklarsa gereken silah ve öteki araçları ona göre hazırlarlardı. Katılan askerler; sağ kanat, sol kanat ve merkez olmak üzere üçe ayrılırdı. Bunların kumandası büyük emirlere verilirdi. Avın kuşatmadan çıkmamasına özen gösterirlerdi. Bir av hayvanı aniden aradan kaçarsa bunun nedeni en ince ayrıntısına kadar soruşturulur ve sorumlu komutan cezalandırılırdı(Cüveyni – Tarih-i Cinhanküşa).

“Terke” denilen dizilişin gereklerine dikkat etmeyerek birkaç adım öne çıkan ya da geride kalan kişiyi uyarırlardı. İki-üç ay bu suretle av hayvanlarını belli bir bölgeye sürerlerdi. Halka daralıp birbirine yaklaşınca hayvanlar avlanırdı. Avlanan tüm hayvanlar bir araya toplanırdı.

Avcılık, Türk aile kültürü üzerinde derin izler bırakmıştır. Oğuz Han’ın altı oğlunun avcı kuşlardan seçilmiş birer ongunu vardı. Bu çocuklarından Gün Han’ınki Şahin, Ay Han’ınki Kartal, Yıldız Han’ınki Tavşancıl, Gök Han’ınki Sungur, Deniz Han’ınki Çakır, Dağ Han’ınki Uçkuş’tu. Bu altı oğlunun dört oğlundan olan yirmi dört Oğuz beyi bu kuşlardan birini kendine sembol olarak seçmiştir. Her boy kendi kuşunu kutsal sayar, ona ok atmaz, onu avlamaz ve etini yemezdi. Türk boylarından bazıları kutsal saydıkları hayvanların resimlerine paralarının üzerinde yer vermişler, taşlara işleyerek abidelerini süslemişlerdi. Tarih boyu değişik adlarla oluşan tüm Türk devletlerinin hükümdar saraylarında avcı kuşları besleyen ve eğiten bölümler yer alır.

Arap tarihçi El-Cahiz Türkleri şöyle anlatıyor:

“Türk, vahşi hayvana, kuşa, havadaki hedefe, insana, çömeltilmiş veya yere konmuş hayvandan hedeflere, avının üstüne pike yapan kuşlara ok atar. O, hayvanını hızlı sürdüğü hâlde öne, arkaya, sağa ve sola, yukarıya ve aşağıya ok atar. Harici yayına bir ok koymadan, Türk on tane ok atar. Dağdan inerken veya vadinin içine girerken atını haricinin düz yerde sürdüğünden daha hızlı sürer. Düşmanla karşılaşınca başlangıçta geri çekilirler. Bununla beraber çok defa geri dönerler. Türk geri döndüğü takdirde öldürücü bir zehir, insanın işini bitiren bir ölümdür. Zira arkasındaki insana önündeki insan gibi okunu isabet ettirir.”

Türk Kültüründe Av ve Avcılık - Av Tüfekleri ve En Uygun Av Tüfeği Fiyatları